Merhaba Hanımlar Beyler, Nasılsın?

Uzun zamandır yazmak istediğim yanlış anlaşılır mı diye de çekinerek ötelediğim bir yazıyı yazma kararı aldım. Neresinden başlayıp nasıl gireceğimi bile bilmiyorum. O yüzden sürç-ü lisan edersem affola. Neyse bir şekilde girdim yazıya sanırım.

Türkiye’de iş hayatı sosyal statü, kültür ve ana dil cilveleri ile süslü. Korkmayın yahu öyle “yapıyor oluyor olacağız” gibisinden konulara girmeyeceğim. Yıllardır, içinde çalıştığım, birlikte iş yaptığım ve şirket kültürlerini tanıma şansı bulduğum yerli yabancı kurumların hepsinin işleyişlerini, iş ve insan yönetim biçimlerini ve iletişim dillerini gözlemlemeye çalıştım.

Buradan yola çıkarak diyebilirim ki, şirketlerin kültürüne ve doğal olarak iş kalitesine en fazla etki eden şey kurum içi iletişim kültürü.

Bir dil bilimci ya da sosyolog değilim, bu nedenle bu yazıda “diktatörce” kendi eğitimim, dünya görüşüm ve iletişim anlayışım ile değerlendirmelerde bulunacağım. Size doğru gelmeyebilir, farklı ya da benzer düşünüyor olabilirsiniz lütfen siz de kendi görüşlerinizi belirtmekten çekinmeyin.

Konu iş yerinde hitap kültürü. Belki samimiyet ve doğallığı sevdiğim için belki de hiyerarşiden hoşlanmadığım için ve hatta ilk profesyonel iş deneyimlerim böyle kültürler içinde olmadığı için Şirket içerisinde Hanım Bey ile hitap konusuna hep mesafeli yaklaştım. Gördüm, yaşadım ve kendi değer yargılarımla filtreledim. Hanım, Bey ile yönetilen organizasyonlar bir saatli bomba gibi.

İngilizceyi belki de biraz bu yüzden seviyorum, sen ve siz sözcükleri aynı. “You”

Türkçede, siz diye hitap ettiğiniz “bir” kişi ise, onu yakından tanımadığınız için böyle hitap ediyorsunuzdur veya içinde bulunduğunuz ortam “formal” olmayı gerektiren bir ortamdır. İkinci ihtimali şimdilik geçiyorum ve birbirinizi iyi tanımadığınız duruma yaklaşıyorum.

Bu aslında bir temkinli ve mesafeli yaklaşım göstergesidir. Karşılıklı paylaşımla ilerlersiniz ve zaman ve şartlar elverirse o kişi ile paylaşımınız öyle bir noktaya gelir ki artık arkadaşınız olur, sizli bizli hitaplar aradan kalkar, birader, abi, abla, kardeşim, dostum, kanka, pampa, reis, başgan, bro, sis vb. artık alıştığınız ve çevrenizin jargonu ne ise o hali alır. Samimi olamadıysanız, bu noktaya gelecek zamanı birbirinize yaratamadıysanız, ya da yaratmak istemediyseniz sizli bizli dil devam eder, ki bence bunda da bir sakınca yoktur.

Bu sizli bizli hitabın bir kurum kültürü olarak kullanıldığı organizasyonlarda ise işler biraz karışıyor. Öyle ya ilk gün işe başladınız hanım bey siz biz tamam bunlar oldukça normal. Ama olmuş 15 yıl, adam kadın senin yanında evlenmiş çocuk sahibi olmuş, boşanmış, günü gelmiş ağlamış, günü gelmiş patlatmış kahkahanın en Güzide Kasacı misali, ve daha bir sürü şey.

Her sabah 8:00 den 17:00-18:00’e kadar onu görüyorsun, konuşuyorsun. Şirkette iyi bir sonuç oluşturmak için birlikte ter döküyorsun. Zamanı geliyor birlikte savaşıyorsun. Hayatında çocuklarından, eşinden çok, o kişi/kişiler ile zaman geçiriyorsun, aynı ortamda oluyorsun. Ama birbirine hala Hanım, Bey diye hitap ediyorsun. Burada bir problem çıkıyor bence ortaya. Yukarıda bahsettiğim günlük hayatında yaşadığın kullanımın dışında bir durum. Adamla/Kadınla samimi olacak kadar zaman harcamışsın, birbirinin iyi kötü yanlarını biliyorsun, yemekte ne sever, kişisel zevkleri nelerdir, hasta mı değil mi gözünden anlayacak kadar içli-dışlısın ama mesafe koyan bir dille hitap ediyorsun.

Bu yönetici ile çalışan arasında ciddi bir kopukluğa sebep oluyor. Her ne kadar ikisi de birbirini uzun yıllardır tanısa da Hanım Bey araya girince, “hop bakalım, ben senin üstünüm, burada çalışıp çalışmayacağına karar veren kişiyim” iç sesi oluşması engellenemiyor. Özellikle ast olan kişi için. İş hayatındaki hatalar istemsizce gizleniyor, her konu detayıyla aktarılmıyor. Anlatılmak istense bile ister istemez bilinç altı bunu frenliyor. Bu da doğallığı öldürdüğü için o ekipte o özlenen sihirli sözcük “sinerji” oluşmuyor. Hep bir şeyler eksik. İşte bu yaklaşım ister istemez bir saatli bomba meydana getiriyor.

Öte yandan bunun tam tersi kurum kültürüne sahip şirketler de var. Senli benli konuşmayı şirketin birinci kültürü yapmaya odaklanmış ama biraz da kantarın topuzunu kaçırmış bir yapı da olabilliyor bu. Hiç tanımadığın bir kişi ile karşılaştığında, merhaba nasılsınız diyorsun. Biz burda sizli bizli konuşmayız aman ha diye uyarılıyorsun. Karşındaki 2-3 kişiye hitaben kurduğun “siz nasıl yaptınız” cümlesi bile biz sizli bizli konuşmayız oto cevabını alıyor. O zaman teker teker her birine dönüp sen nasıl yaptın diye 3 kere soruyorsun, ancak öyle ne demek istediğin anlaşılıyor.

Ama bu dengeyi çok iyi oturtan kurumlarda ise hem çalışma hayatı çok keyifli geçiyor, hem taşın altına herkes elini koyuyor, problemlerin hiçbiri yetim kalmadan hızlıca çözülüyor. Bu tip şirketlerde kurulan arkadaşlıklar da o şirketten ayrılsanız bile devam ediyor.

Hanım Bey

Başta dedim ya İngilizce’yi bu yüzden seviyorum diye, her ne olursa olsun karşındaki kişinin sosyal, hiyerarşik statüsü ile değil birebir kendisi ile iletişim kuruyorsun.

Çok uluslu yönetim toplantılarında şöyle ilginç şeyler de yaşıyorsunuz, toplantıdaki Türk yöneticiye ingilizce konuşurken bile Ahmet Bey diye hitap ederken, diğer şirketin CEO’suna hey Corc versen borç kıvamına yaklaşılıyor. Tabi bu Türk olmayan kişilerin de çok dikkatini çekiyor. Bu konuya anlam veremeyen, bir türlü bir temele oturtamayan yabancılar da zaman içinde kendileri de Türk yöneticilere Bey Hanım diye hitap etmeyi öğreniyor.

Bu Hanım Bey kültürünü seven ve benimseyen kurumların biraz da kendi içlerinde bir “kralcı” rejimi olduğuna inanıyorum. Hiyerarşiyi ön plana alarak sorgulamaların önüne geçmek, zamanında alınmış mantıksız kararların yeniden değerlendirilmesini engellemek ve hatta liyakat dışında bir anlayışla atanan yöneticilerin etraflarına bir duvar örerek kendilerini korumaya almalarının bir yöntemi gibi hissediyorum.

Bu arada, beni mokapota.com’da da takip ediyorsanız oradaki soru cevap iletişim dilinin de hanımlı beyli bir dil olduğunu görürsünüz. Bunun yukarıda belirttiğim nedenlerin hiçbiri ile ilgisi yok aslında. Bu iletişim dilini tercih etmemin yegane sebebi ise yazının başında belirttiğim gibi soru soranları gerçek hayatta tanımıyor oluşum, onlarla samimi olacak kadar zaman geçirmemiş olmam.

Sözün özü şu ki sizli bizli yaklaşım bizim kültürümüzde sözcüklerle sınırı çizilmiş bir konu. Sınır bu kadar net olup da ihlaller dengesiz olunca iletişim bozuklukları, güvensizlikler ve çekinceler daha bir belirginleşip iş yapış kalitesini etkiliyor. Buradaki denge oturtulabilirse ki böyle bir çok kurum var, orada çalışmak, yeni fikirler ortaya atmak, bir çok şeyin ilkini gerçekleştirmek hiç de zor olmuyor.

O zaman;

Hadi sizin günün güzel olsun ;)

Default image
Ömer Demir

Bir Cevap Yazın